2 Temmuz 2013 Salı

Mezheplerin ortaya çıkışı ve dindeki yeri

Esselamu Aleykum, Bir sual de biz soralım musadenizle, İmam-ı Azamın Hocası Hammad Hangi Mezheptendir yada şöyle soralım İmamı Azamın Çocukluğu döneminde yaşayan Muslumanlar Mezhebe göre mi amel ettiler ki bugun bir Mezhebe dahil olmayanlar Mezhepsiz şeklinde bir ithama muhatap olmaktadır.. Mezhebe Tabi olmak İslamın 5 şartından biri midir yada 54 Farzdan biri midir... ?
Teşekkur ederiz...





 MEZHEPLERİN DİNDEKİ YERİ NEDİR.
bilmeyenlerin bilenlere sorması gerektiğini emreden ayeti kerime ve sahabenin allah rasulune sormaları , peygamberimiz sonrası dönemde de sahabenin alimlerine soru sorularak verdikleri cevaplarla amel edilmesidir.


 ek 1 : mezhep nelerden oluşur. 
mezhep kitap ve sünnette bildirilen ameli emir ve nehiylerin konularına göre kolay anlaşılır hüküm cümlelerimden oluşur. bu hemen hemen bütün mezheplerde aynıdır. kuranın ve sünnetin emirlerinin delalet ettiği hükümlerdir. 
-bir de kuran da ve sünnette açıkça hükmü belirtilmemiş olan konulara müctehidlerin verdikleri cevaplar -ki bunlara fetva denir- vardır. mezhepler işte bu cevaplardan oluşur. 
-bu cevaplar kuran ı kerimi ve sünneti iyi bilen alimlarin cevaplarıdır. 
-müctehid bir konuda soru sorulduğunda soru sorulan konudaki bütün kuran ayetlerini ve sünnet naslarını göz önünde bulundurarak bir bir araştırma yapar ve neticesini söyler. yapılan araştırmaya ''ictihad'' bunun neticesindeki yapın ya da yapmayın tarzındaki neticeye de ''fetva' diyoruz.


 ek2 ; MEZHEPLER NASIL ORTAYA ÇIKTI - FIKIH KİTAPLARI NASIL TEDVİN EDİLDİ : 
Peygamberimizden sonraki donemde islamın yaygın oldugu alanlar genişleyip karsılasılan sorunlar ve o sorunların türevi sayılabilecek meseleler artınca 2. Nesil( tabiun) 3. Nesil (tebeut tabiin) donemi ilim adamları her sorulan soruyu ve verdikleri cevapları kendileri ya da ogrencileri vasıtasıyla defterlerde toplamaya başladılar. Kur an tefsiri yapılan her ders meclisi sunnetten hukum cıkarılan her hadis meclisinde sorulan sorular bu sekilde kaydedilmeye baslandı . boylece ilk tefsir kitapları , hadis mecmuaları ve ilmihal fetva defterleri oluştu.

İmam ebu Hanife kufe de bu işi daha sistemli hale getirdi. Fıkıh ders halkasına devam eden öğrencilerinin arasından , 10-15 kişiye dersleri ve soruları kaydetme görevi verdi . bu kayıtlar yapılırken her dini konuya bir defter açtılar. Ve bu suretle temizlik, namz, oruç, zekat , hacc vs gibi fıkhın ana konuları üzerine verdikleri fetvalar derlenmiş oldu. Günümüzdeki fıkıh kitaplarındaki sıralam imam ebu hanifenin meclisinin sıralamasıdır. 
kendisinin seviyesine yakın ilim duzeyinde 40 -45 kadar elit hocayı meclisine çekmeyi basardı ve 800-1000 kadar ilim adamının katıldıgı bir fıkıh konseyi oluşturdu. Bu konseyde meclise gelen sorular kritik edilip kayıt altına alındı bu yıllarca surdu. Bu kayıtlar fıkıh ilminin ana konularına ve alt konularına ayrılması suretiyle yine ebu Hanife tarafından sistematize edildi. Bu ''sistematik fıkıh'' , delil kritigini de yaparak soruyu cevapladıgından hem ilim ehli hem de halk arasında cok tutuldu benimsendi. 
Diger Basit ilim meclisleri ve sistematik calışmayan ve kayda gecirilmeyen fetva defterleri ihmal edilir oldu . ebu hanifenin bu yeni tarzı ve fetva defterleri şeklindeki ''fıkıh kitapları'' butun İslam aleminde hızla yayılmaya başladı.

maliki mezhebi mensupları ve şafii mezhebi mensupları da bu metodla fetvalarını tertip edip kitaplaştırdılar. 
İmam Şafii imam ebu hanifenin ogrencilerinden MUHAMMED eş şeybani den bu sitille ders okudu ve mısıra intikal edip araştırmalarını bu sitille tekrar kitaplaştırdı. Onun mezhebi de bu sayede mısır ve civarında yaygınlaştı . 

imam malik imam ebu hanifenin akranlarındandı .o da hicaz bolgesinde bu sistematigin benzerini yaptı daha sonra da ogrencileri sistemini devam ettirdiler. 

hanbelilik ise aslında bir mezhep kabul edilmezdi. mezhebin kurucusu kabul edilen ahmed b. hanbel bir hadis nakilcisiydi. ve hakkında ayet ya da hadis bulunmayan konularda fetva vermezdi. iza sahhal hadisu fe huve mezhebi lafı ona aittir. bunun la bir konuda hadis varsa o konu sorulduğunda hadisi okurum bu fetva olur. hadis yoksa susarım manasını kasdediyordu.
işte bu sebeple , kendisinden birkaç yüzyıl sonra yaşayan ibn kudame gelinceye ve ahmed b. hanbelin fetvalarının tedvin edinceye kadar hanbelilik bir fıkıh mezhebi olarak kabul edilmemiştir.


ek 3 : mezheplilik ve mezhepsizlik probleminin ortaya çıkışı :
ahmed b. hanbelin iza sahhal hadisu fe huve mezhebi , sözü ne bağlı kalan hadisçiler , hadis rivayet etme ilmimini devam ettirirken bu hadis zayıftır bu hadis sahihtir şeklindeki hadisin hakkındki hüküm verme işlemini de devam ettiriyorlardı. hadis rivayetinin senedini ve metnini inceleyen her bir muhaddis bu konuda hüküm de veriyordu. müteşeddid olanlar orta yolu takip edenler ve mütesahil olanlar grubundan olan muhaddisler hadisler hakkında hüküm vermeye devam ettiler. tabii bu birine göre sahih olan rivayetin diğerine göre zayıf olmasını da beraberinde getiriyordu. hangi hadis sahihse onunla amel ederiz anlayışıyla fetva veren her muhaddis bir konuda onlarca farklı hadise dayalndırılan fetvayı beraberinde getirdi. 
-mezheplerin fıkıh kitaplarına kaydettikleri fetvalar ve onların dayanağı olan hadisleri eleştiren muhaddisler mezhepleri kitap ve sünnete aykırı fetva vermekle ve asrı saadette olmayan bir şeyi ''fetvayı fıkıh kitaplarından alma'' yı eleştirdiler. bunu bidat ve dalalet oalrak nitelediler. bu çerçevede bir mezhebin fetvasına uyanları taassup ve mezhepçilik yapmakla itham ettiler.

bir konuda yaşayan ya da vefat etmiş bir müctehidin fetvasına uymak ittifakla caiz iken, o müctehidin öğrencisi kanalıyla verdiği fetvayı öğrenip onunla amel etmenin mezhep taasubu olarak nitelenmesi ''mukaberedir''. yani bir sözün doğru olan manasını görmesine rağmen o sözün doğruluğunu kabul etmeyip yanlış olduğunu iddia etmektir. 

mesele ictihad etme durumunda olmayan bir müslümanla ictihad durumunda olan mmüslümanın aynı kefeye konmasından ortaya çıkmaktadır. 
bir hadise sahihtir demek ya da zayıftır demek ictihaddır. bunu diyebilen insan zaten kendi fetvasıyla amel etmek durumundadır. imam el buharinin es sahihi en sahih ve güvenilir hadis kitabıdır diyenlerin sözü incelenirse durum anlaşılacaktır. 
buhari es sahih isimli eserini kendisine ulaşan rivayetlerin arasından sened ve metin açısından en güçlü gördüklerini seçerek oluşturmuştur. buharinin hadisleri sahihdir ya da zayıftır diye ayırması onun ictihadıdır. ama insanlar madem en sahih hadisler onda var , o halde ondaki hadislerle amel edilmesi gerekir diye algılayıp mezhep düşmanlığına kadar işi vardırmışlardır. 
işte mezheplilik ve mezhepsizlik bu tür bir anlayışın sebebiyle günyüzüne çıkmış bilgisizliktenve değerlendirme zafiyetinden kaynaklanan bir sorundur.


ek 4 
BELİRLİ MÜCTEHİDLERİN MEZHEPLERİNİN YAYGINLAŞMASI VE DİĞERLERİNİN MEZHEPLERİNİN KAYBOLMASI SÜRECİ : 
ilim meclislerinde sorulan sorulara ilim meclisinin hocalarının verdikleri cevaplar ve bu cevaplara delil gösterdikleri kuran ve sünnet nasları nı içeren kitaplar ilim dünyasında yaygınlaşınca . ilim okuyanlar kuran ve sünnet metinlerinin eğitim ve öğretniminin yanı sıra bu kitaplarda işlenen konuları da okumayı önemser oldular. Çünkü bu kitaplar kendi dönemlerinin en önde gelen hocalarının ictihada gerek duyulan konulardaki fetvalarını ve ve bu fetvaların delillerini içeriyordu. 

mezhepler o doneme kadar ilim meclislerinde sorulan sorulara verilen cevapların yerini alınca ve tedvin edilmiş konularına gore duzenlenmiş fetva kitapları yaygınlasınca insanlar bu metodu benimsedi ve belirli bir mezhebin olmadıgı herkesin mahallenin ya da sehrin hocasına sorarak dini sorularını cozdugu donem sona erdi. 

İlim meclislerinden , Meseleleri duzenlenmiş sistemli –düzenli fetva kitapları ortaya çıkmaya devam etti . bu ilim meclislerinden bazıları öne çıktı diğerleri fazla yaygınlaşmadı . ya da zamanla taraftarı , okuyanı öğreteni kalmadı ve kayboldu. Ya da diğer yaygın olan mezhep kitaplarında anlatıldığı kadarıyla ilmi mirasları kayıtlarda kalmaya devam etti. 

Mezheplerin aslı bu ilk donem ilim meclislerine dayanmaktadır. Bu ilimmeclislerinin buyuk hocalarına nisbet edilerek adlandırılmışlardır. 
İşin aslı ise fetva verebilecek durumda olmayanların fetva verme birikiminde olanlara sorarak amel etmesini emreden ayete dayanmaktadır. Ama 4 adet mezheple sınırlayan ana sebep ; insanların 
genel begenileri ve başka mezheplerin yaygınlaşmamasıdır. İslam tarihi boyunca binlerce muctehid alim yetişmişse de , insanlar bu 4 imamın fetvalarıyla amel etmişler . ilim adamları da bunlardan birisine intisap ederek ilim tahsil etmişlerdir. 
Bu 4 mezhepten baksa bir mezhep de ortaya cıkabilir muctehitte . ama cıkanlar halk arasında tutulmayınca silinip gitmişlerdir. 

İctihad kuran ve sunnete bakabilmeyi gerektiren agır bir ilmi faaliyettir. İctihad hakkında acık ayet ya da acık hadis bulunan konularda olmaz. La ictihade maan nass denilmiştir.
Sıradan kultur duzeyindeki bir musluman kendisinin cozemedigi bir dini problemini ayet geregi egitimli bir hocaya sorar ve fetvasıyla amel eder. Bu metod asıldır. Bu cercevede herhangi bir mezhebe baglanmak ve ya kayıtlı kalmak durumu sıradan muslumanlar için dini acıdan gerekli 
degildir. Degildi.
Ama zamanın akısı içerisinde mezhepler azalıp hocalar belirli bir mezhebin egitim normlarında yetisince halk arasında da Hanefi ,Hanbeli ,maliki şafilik yaygınlaşmıştır. asıl itibarıyla bunda bir sakınca da yoktur. Hepsi yeterlilik duzeyinde ilim adamlarının fetvalarından oluşmaktadır çünkü.


EK 5 
MEZHEPLERE BAĞLILIK SORUNU VE BİR MEZHEBE BAĞLI KALINMASI TAVSİYESİNİN ORTAYA ÇIKIŞI :
3. yy ve sonrasında İslam dunyasındaki ilmi problemler İslam cografyasının iyice buyumesini müteakip ansiklopedik boyutlara ulaşmış,artık ilim adamları bile ancak belirli ilim dallarının uzmanlıgını ancak tamamlayabilir hale gelmişlerdir. 
Fıkhı sorunlar ve cevapları en geniş alanı oluşturunca ictihadla verilen fetvalar ve detayları avam için anlasılma sorunları oluşturmuş , mezheplerin fetvalarında bile kafası karısan avam ın anlayışlarının selameti için bir mezhebe baglı kalmaları onlara tavsiye edilir olmuştur. 

Bu hassasiyeti korukleyen baksa baksa yan sebeplerde ortaya cıkmıştır. samimiyetsiz ilim adamlarının ortaya cıkması , batıl ve fıskı fucur egilimli sahısların da makam mevki elde etmek için ilim tahsil etmeleri ve kafalarına gore fetvalar vermeye baslamaları ya da yoneticilerin dumen suyuna girip onların egilimlerine gore fetvalar vermeleri ; ulemayı , ‘’muteber ilim adamlarının ogrencilerine fetva sorun ve muteber fıkıh kitaplarına fetvayı dayandırtın’’… gibi tedbir ve tavsiyelerde bulunmaya mecbur etmiştir.

Mezheplerin kolay taraflarını alan ve alarak kafalarına gore yasamaya yol arayan serkeşler ilim adamlarına ; el lamezhebiyye gantaratul ladiniye dir . mezhepsizlik dinsizlige giden koprudur. Dedirtmişleridir. 
Yakın donemde diriliş hareketlerini organize eden veya etmeye calısan gayretli davet adamları da mezheplerin fetvalarından halkın kendilerinie oluşturdukları koruma kalkanlarından sıkıntı duymuş hatta mezhepteki fetvaları İslam birliginin onunde engel olarak gorebilmişlerdir. Halk saglıklı dini bilgilenme imkanı olmadıgından mezhebe uymayan goruşleri reddedince mezhep din ve İslam birliginin onunde engel teşkil etmiştir. 

Yeniden ilmi diriliş gayretlerinin dogal sonucu olarak ilim tahsil eden ama geniş tetebbusu olmayan , kuran ve sunnet ozumsemeleri kendileri kadar olan ilim adamı ya da talebeleri de mezheplerin İslami hareketin onunde engel oldugunu dusunmekte ve bunu seslendirmektedirler. Bu çerçevede oturmuş İslami ilimler gelenegine sahip olanlarla bu gelenekten gelmeyen ilim adamlarının arasında da bu
mezhebe baglılık bir çıbanbaşıdır. 
Gelenekten gelen yeniyi yetersizlikle , yeni gelenekten geleni mezhep taassupçuluguyla itham
etmektedir.

Şii-sunni birliginin saglanması gayretlerinie sahip insanlar da mezheplere, mezhep taassubu İslam birliginin onunde en buyuk engellerden biri diyerek karsı çıkmaktadırlar. 

Netice itibarıyla mezhepler kurcularının bilgi birikim ve samimiyetleri acısından İslam uzerinedirler. 
Dayanakları bilmiyorsanız ilim ehline sorun ayetidir. Guvenilir adamlar tarafından bize nakledilmelerinde sorun yoktur. Halkın dini konularda saglıklı bilgilenmesine uzun yıllar hizmet etmişlerdir. 
Gunumuzde avamdan bazılarının mezhep adına geliştirdikleri hassasiyetler davetçilerle aralarının acılmasını saglayınca davetçiler mezheplerin asrı saadette olmadıgını ve olmaması gerektigini 
soyleyerek bu direnci kırmaya calışmışlardır. 

Kanaatimce durum boyle degildir. Davetçilerin İslami ilimlerde egitim almaları avam için de kendileri için de iyi olacaktır. 
Mezheplerin İslami ilimler metodolojisi acısından durumu ve konumu teknik detaydır ama mezhepler olmalımı olmamalımı probleminde esas cozum bu teknik detayda dır.


ek 6
İLİM TALEP EDENLERİN MEZHEPLERLE AMEL ETMELERİ
Ögrenme merhalesinde uygun olan tavır Araştırma ve tercih durumuna ulaşanların tavrı

İctihad edecek durumda olanların tavrı


Ögrenme merhalesinde hocanın gosterdigi kadarıyla ve delillerin tamamına degil bir kısmına itila edilir. Henuz delillerin hakkında bilgilenme donemi oldugundan bu donemde tabi oldugu mezhebin fetvasına baglı kalmak daha uygundur. Baksa birisi kendisine soru sorarsa da hangi mezhebe gore amel ediyorsa o mezhebin fetvasını ona soylemek uygundur.

Araştırma ve tercih durumuna ulaşanlar iki turludur. Birincisi bir hocanın ya da birkaç hocanın fetvasına ve delillerine ve o delillendirmelerin her birinin kritigine itila edilir. Araştırmacı burada başkalarının buldugu ve delillendirdigi fetvalardan birine meyleder. Bu durum aslında ictihad yetenegini tam elde etmemiş bir ilim adamının kendisini ve araştırmasının etkisinde kalarak konu 
hakkında kanaat oluşturması demektir. İctihadın kendinde olması gereken altyapısı henuz oluşmamasına ragmen oluşmuş hissine kapılınması normaldir. Baglı oldugu mezhebin delilinin zayıf ;egilim duydugu hocanın kanaatinin daha guçlu oldugu hissi nin tesiri altındadır. 

Gunumuzdeki birçok mezhepte tercih ve ictihad denemesi sahibi bu noktadan itibaren taklid i bırakıp ictihad etmektedirler. 

İkincisi; kuranı bastan sona ya d aen azından ahkam ayetleri itibarıyla tetebbu etmiş , sunnetin naslarını sened ve metin tenkidiyle krıtik etme yetenegini kazanmış ya da en azından ahkam
hadislerini sened ve metin tenkidiyle hazmetmiş ilim adamı. Bu durumda olan fıkıh , usulu fıkıh, hadis, usulu hadis, tefsir , ulumul kuran, lugat , siyret , tarih gibi ilimlerin ana klasiklerini de okuyup tetebbu sahibi olmuş olmalıdır ki tartısılan konular hakkında anlama sorunu ya da algılama zafiyetinden kurtulabilsin.


ek 7 
İCTİHAD EHLİYETİ KAZANMAK İLE MÜCTEHİD SIFATINI KAZANMAK ARASINDAKİ FARK ; 
İctihad ehliyeti ile ictihad sıfatının kazanılmış olması arasında fark vardır. Bir araştırmacının ictihad için gerekli alt yapıyı kazanmak için okuması gereken ilimleri o
kuması ona ictihad etme ehliyetini kazandırır. Ama bu ehliyeti kazanan ilim adamı fıkıh ilminin ittila etmesi gereken konularına ve tefsirin ve hadisin delillerinin tamamına ittila etmiş olmaması durumu onu henüz fetva verecek noktaya getirmemiştir. Bu ilim adamı ictihad ehliyetine sahiptir. Ama müctehid değildir. 
istihad sıfatını kazanmak ise kitap ve sünnetin naslarından faydalanarak ameli meselelerde imalı fikir yapıp fetva verecek bilgi birikim ve değerlendirme durumunda olmaktır. 

İCTİHAD EHLİYETİ SAHİPLERİ : BU DURUMA ULAŞANlar İCTİHAD EHLİYETİ SAHİbiDİR. VE ARAŞTIRMALARINDA ARAŞTIRMASININ SONUCUMEZHEBİNDEN FARKLI OLURSA KENDİ ARAŞTIRMASININ NETİCESİYLE AMEL ETMELİDİR. BASKALARINA DA FETVA VERİLİRKEN BENİM ARAŞTIRMAM BUDUR. MEZHEP BU SEKİLDEDİR DİYEREK BİLGİLENDİRME YAPABİLİR. BU SEVİYEDE BİR İLİM ADAMININ SOHBETİNDE BULUNANLAR ONUN MEZHEBİYLE AMEL EDEBİLİRİLER.

İCTİHAD YETENEGİNİ KAZANMIŞ OLANLAR . Bunların her konuda mezhebi vardır. Avam dilerlerse bunların fetvalarıyla da amel edip onların mezhebine tabi olabilirler. İctihad yetenegine ulasanların kısmi ictihad altyapısına ve tamamen ictihad alt yapısına ulaşmaları durumu da sozkonusudur. Bazı usulcular kısmı ictihada ulaşanların mezheplerine baglı kalması gerektigini bazıları da kısmen ictihadın caiz olacagını sahibinin de kısmi muctehid sayılacagını soylemişlerdir.

Bu konu hakkındaki Hanefi Hanbeli safi ve Malikilerin arasındaki yaygın uygulama kısmi ictihada ulaşanların mezhepleri bunyesinde kalmaları ve ictihad iddia etmemeleridir. Yakın donem Hanbeli uleması ve aralarındaki ehli hadis ekolu mensupları bu egilimin dısındadırlar.onlar hadis sahihse onunla amel etmek gerekir derler.
bu sozun manası hoş ama alt yapısı sıg bir soz oldugu kanaatindeyim .muctehidin soyleyecegi sozu avam haddini bilmeden soylerse - ki vakıa bu sekildedir.- netice hezeyan olur.


ek 8 
İmam-ı Azamın Hocası Hammad Hangi Mezheptendir
hammad b. ebi süleyman büyük bir alim ve müctehiddir. 
mezhebi hanefi mezhebinin içinde yaşamaktadır. imam ebu hanife den başka temsilcisi fetvalarını toplamayınca farklı ictihadları kaybolmuşt
ur. 

mezhebe tabi olmanın hükmü nedir
-bir mezhebe tabi olmak (bir müctehide sorması ve fetvasına tabi olması boyutuyla ) farzdır. bu farziyet ;
fes elu ehlezzikri in kuntum la talemun ( bilmiyorsanız zikir ehline sorun) ayeti kerimesiyle sabittir. 

-bir mezhebe tabi olmak (tek bir mezhebe tabi olmak ve başka mezheblere soru sormamak boyutuyla ) 
--ma la yetimm el vacib illa bihi fe huve vacib
--sedduz zeria 
-sosyal hayat ve devlet hayatındaki asayış ve düzenin sağlanması herkesin ortak kurallara uymak zorunluluğunu en islam değerlerine uygun şekilde sağladığı için vaciptir.

-FETVA SORMAK AYETLE SABİT BİR VACİPTİR. 
- BELİRLİ BİR MÜCTEHİDİN FETVASINA BAĞLI KALMAK İCTİHADLA SABİT BİR VACİPTİR.

bir mezhebe bağlı kalmamak ,fetva ehliyeti kazanmış müctehid ilim adamları için caizdir. 
bilgi düzeyi sadece bir ya da birkaç mezhebin fetvalarını iyi bilmek seviyesinde olan ilim adamları için caiz değildir.

21 Haziran 2013 Cuma

Hz. Fatıma biat etti mi..

Soru: Peygamber (s) efendimizin sevimli kizi Hz. Fatima (s) tum hadis ve sire menbelerinde bilindiyi gibi halife hz. Omer -e beyat etmeden dunyadan kocmush..Shimid Hz. Fatima kafir gibimi dunyadan kochmush yoksa hz . Omer Allahin tayin etdiyi Islam halifesi deyilmiydi? Hz. Fatima efendimiz Kurani Kerimde Tethir ayesinde Allahin pak ve butun cirkinliklerden men etdiyi birisi ( tabii ki tum Ehli Beyt aid olmakla)......


Peygamber (s) efendimizin sevimli kizi Hz. Fatima (s) tum hadis ve sire menbelerinde bilindiyi gibi halife hz. Omer -e beyat etmeden dunyadan kocmush..


el cevab : hz fatıma peygamberefendimizin vefatından yaklaşık 5.5 ay kadar sonra vefat etmiştir. bu hz ebubekir ra ın halifeliği dönemine rastlar. hz ebu bekirin halifeliği 2 yıl kadar sürmüştür.

-hz fatıma kadındır kadınların birey olarak seçilmiş halifeye biyat etmesi gerekmez. genel biyat gerçekleşince herkesin tek tek gelip biyat etmesi de gerekmez. halifeye bir sebeple biyat etmeyen kafir olmaz ama halife olma şartları üzerinde tahakkuk eden birisine biyat edilmişken geri durmak caiz değildir. 


hz fatımanın ne zaman vefat ettiğini bilmeyen bir şahsın onun sevgisine taraf olması ''utandırıcı'' dır. 
-halifeyi allahın tayin etmesi manasına gelen cümleler ise inanç sorunu içeren cümlelerdir. halifenin allah tarafından tayin edilmesi, hali
fenin masum olması gereği şeklindeki inanç , ehli beytin masum olması inancı şii inançlarıdır. hurafedir. 
-şiilik sünnilik önemli değil demek te ne dediğini bilmezliktir.

Kabir azabı

Kabir azabi ile alakali bizi aydinlatirsaniz sevinirim inkar edenler var nasil bir anlayisimiz olmasi lazim tesekkur ederim.


kabir azabı itikadi bir konudur . ahiret ahvali ve nubuvvat bahislerinde işlenir. akaid dersleri isimli bir gurup vardı orada bu soruya cevap vermiştim .
dini bilgi inanç amel ve ahlak olmak üzere üç ana bölümde öğrenilmelidir. 
bir oradan bir buradan soru sorularak ya da konu okunularak dini bilgi öğrenilmesi sağlıklı bir öğrenme yöntemi değildir. 
ve çoğu kere birbiriyle esasen insicamlı olan bu bilgiler uygun öğrenme metodlarıyla öğrenilmediği için insanların kafasında yüzlerce soru oluşturarak sorun üstüne sorun olmaktadır. 
kabir azabı konusuyla alakalı sağlıklı bir bilgilenme için aşağıdaki çerçeveyi takip edebilirsiniz.

AHİRET AHVALİ
ahiret ahvali hakkındaki bilgileri beş ana başlık altında toplayabiliriz.
Bunlar: 1-Kabir hayatıyla ilgili meseleler, 2-amellerin tartılması, 3-havz, sırat, mizan, şefaat gibi esaslar ve delilleri ve mahiyetleri 4- cennet ve cehennemle ilgili meseleler ve 5- Allah’ın görülmesidir. 

I- Kabir Hayatıyla İlgili Meseleler: 

1- Kabirde Ruhun Cesede İadesinin Hak ve Sabit oluşu 

2- Kabirde Münker ve Nekir Meleklerinin Sorgusu ve delilleri 

3- Kabir Daralması ve Azabı Bütün Kafirler ve Bazı Günahkar Müminler Hakkında Gerçekleşecek olması 
4- Kabir Azabı Kur’an ve Sünnetle Sabit olması : 
5- Kabir Azabını İnkar Edenler ve inkar etmenin Hükmü: 

II- Amellerin Tartılması, Mizan, Havz inançları ve delilleri

1- Amellerin tartılması ve mizan Kur’an ve Sünnet ile sabit olması 

III- -Kıyamet günü kitapların okunmasının , 
-Hasımların arasına hüküm verilmesi ve neticede bazılarının iyiliklerinin ceza olarak alacaklarına verilmesinin ;
-O gün peygamberlerin ve meleklerin şefaatlerinin;
-Peygamber efendimizin havzı olması inanç esaslarının delilleri

IV- Cennet ve Cehennem İle İlgili Meseleler

1- Cennet ve cehenneme inanmak haktır: Cennet müminler için mükafat yeri, cehennem de kafirler için ceza yeridir.
2- Kafirlerin cehennemlik olduğunu inkar veya bu hususta tereddüt küfürdür: 
3- Cennet ve Cehennem şu anda vardırlar: 
4- Cennet ve cehennem ehli ve nimet ve azabı ile ebedidir: 
5- Cennet ve Cehennemin cennetlik ve cehennemliklerin girmesinden sonra fena bulacaklarını söyleyen ayetlerle sabit bir hükmü ve ayetlerin ifade ettiği ebediliği inkar etmiş olacağından kafir olur. 
6- Müminlerden bir kısım günahkarlar önce cehenneme girecek sonra cennete gireceklerdir: 
7- Bir insan hakkında cennetliktir veya cehennemliktir diye şehadette bulunmanın hükmü 

V- Ru’yetullah, Allah’ın Görülmesi inancı ve delilleri


kabir azabı ve nimeti ayetlerle ve tevatür derecesine ulaştığı çoğunluk ilim adamları tarafıdan kabul edilen hadislerle sabittir. 

-inansanızda olur inanmasanızda olur diye bir şey yoktur dinde . 
ama yapsanızda olur yapmasanızda olur hukmu geçerli olan ameller vardır bunlara mubahlar denilir. 

-kabir azabını inkar edenler cehm b. safvanın kurucusu olduğu cehmiyye mezhebi ve bir kısım mutezile dir. 
-ehli sünnet vel cemaat başta imam ebu hanife olmak üzere kabir azabı ve nimetleri haktır itikadını iaman edilmesi gereken esaslar arasında zikretmişlerdir.

ahiret ahvali ile alakalı bilgilendirme 

I- Kabir Hayatıyla İlgili Meseleler: 

1- Kabirde Ruhun Cesede İadesinin Hak ve Sabit oluşu 

imam ebu Hanife el fıkhu’l ekber isimli eserinde ; kabre konulan insanın ruhunun bedenine iade edilip münker ve nekir isimli iki melek tarafından sorgulanması haktır sabittir . demiştir., El-Fıkhu’l-Ekber, s. 64

kabirde ruhun cesede iade edilip münker ve nekir isimli iki melek tarafından sorgulama yapılmasının delili aşagıdaki hadistir. 
فتعاد روحه في جسده، فيأتيه ملكان، فيجلسانه، فيقولان له: من ربك؟ فيقول: ربي الله، فيقولان له: ما دينك؟ فيقول: ديني الإِسلام، فيقولان له: ما هذا الرجل الذي بعث فيكم؟ فيقول: هو رسول الله، فيقولان له: ما علمك؟ فيقول: قرأت كتاب الله فآمنت به وصدقت. فينادي مناد من السماء: أن صدق عبدي
hadis ahmed b. Hanbelin müsnedinde 4.c.287-288-295-297- : imam muslim in es sahih inde hno : 2871 : ebu davud un es sunen inde hno 4753 : el hakim in el mustedrek inde 1.c 37 : el beyhaki nin isbat azabil kabr ında 1*2* ve 20 mervidir. Ve sahihdir. ,


Kabir Azabı Kur’an ve Sünnetle Sabittir: 

Kuranı kerimde dünya hayatından sonra kıyamete kadar devam edecek bir hayattan bahsedilir. Bunun adı berzah hayatıdır. 
وَمِن وَرَائِهِم بَرْزَخٌ إِلَى يَوْمِ يُبْعَثُونَ
el muminun 100 
bu hayatta iman sahiplerine nimet verileceği ve kafirlere de azab olunacağı ( vakıa 94) ayetinde haber verilmiştir. 

--iman edenlerden Allah yolunda öldürülenler hakkındaki ayetlerde ; ''onları ölüler sanmayın , bilakis rableri katında ikram olunmaktadırlar'' (ali İmran 170) buyurularak kıyamete kadar nimet içinde olacakları haber verilmiştir. bu berzah hayatında nimet ve ikram olacağının delillerindendir.

--Allah Teala münafıklar hakkında ;
“وَمِمَّنْ حَوْلَكُم مِّنَ الأَعْرَابِ مُنَافِقُونَ وَمِنْ أَهْلِ الْمَدِينَةِ مَرَدُواْ عَلَى النِّفَاقِ لاَ تَعْلَمُهُمْ نَحْنُ نَعْلَمُهُمْ سَنُعَذِّبُهُم مَّرَّتَيْنِ ثُمَّ يُرَدُّونَ إِلَى عَذَابٍ عَظِيمٍ” 
“Onları iki defa azab edeceğiz” buyurmuştur. Bu iki azaptan birincisi kabir azabı diğeri de cehennem azabıdır. 

--Allah Teala
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا عَذَابًا دُونَ ذَلِكَ وَلَكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ
“O zulmedenlere bu azabdan başka bir azab daha vardır.” (et tur 47 )buyurmuştur. Bu azabdan kasıt kabir azabıdır. 

-kafirler ve zulumle hayatlarını geçirenlerden firavun ve yardımcılarını konu alan ayette kıyamet kopuncaya kadar sabah akşam azab olundukları haber verilmiştir. Bu da berzah aleminde kafirlere azabın isbatıdır.
-allah Teala 
النَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا وَعَشِيًّا ۖ وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ

onlar sabah ve akşam yaptıklarından dolayı azab olunurlar. Ve kıyamet günü gelince Allah meleklere ali firavnı azabın en şiddetlisine atın diye emreder (ğafır 46) buyurmuştur. 

Ayet kıyamet günü gelmeden ama dü,nya hayatı da sona erdiği halde firavun ailesine sabah akşam azab edileceğini haber vermektedir. 

Kabir azabını haber veren hadisler ise sayılamayacak kadar çoktur. Sahabeden konuyu isbat eden hadis rivayet eden lerin sayısı 30 u geçmektedir. Kabir azabıyla alakalı hadislerin mütevatir derecesine ulaştığını ifade eden çok sayıda ilim adamı vardır ve hadis tasnifi vardır.

Hz. Peygamber (sas) “Kafirlerin kabirlerinin melekleri sorularına cevap veremeyince daraltılacağını, cehennemdeki yerlerini göreceklerini ve Melek onlara vurduğunda insan ve cinler hariç bütün mahlukatın azab seslerini duyacaklarını haber vermiştir.

hulasa olarak dünya hayatının bitiminden sonra başlayıp kıyametin kopmasıyla son bulan bir hayat vardır . bu hayata berzah hayatı denilir ve varlığı kuran ile sabittir.
bu hayatta; müminlere ikram kafirlere de azab vardır. bu azab da da ikram da kuran ayetlsriyle ve sahih sünnet naslarıyla sabit olduğundan ahiret ahvaliyle alakalı iman edilmesi gerekn esaslardandırlar.